15 Haziran 2017 Perşembe

Korkunun doğum üzerindeki etkisi


   Rahimde doğumu gerçekleştiren iki kas tabakası vardır. İlki dikey kaslar (aşağıdan yukarıya bebeğinizle hizalanmış) diğeri ise yatay (dairesel) kaslardır (Bebeğinizi çevreleyen). Dairesel kaslar rahmin alt bölümündedir ve rahmin açılarak bebeğin kolayca aşağı doğru hareket etmesi ve doğum kanalına doğru gitmesi için bu kasların gevşeyip incelmeleri gerekir. Dikey kaslar ise kasıldığında bebeği doğum kanalına doğru iter. Normalde bu iki kas doğum sırasında senkronize bir şekilde çalışır. Dikey kaslar gerildiğinde yatay kasları yukarı çeker, kasılır ve iter. Bu esnada dairesel kaslar gevşer ve geri çekilir.

Bu esnada gergin, korku ile stres içinde olan anne de neler olur???

Korkunun doğum üzerindeki olumsuz fiziksel etkisi, bedenin Otonom Sinir Sistemi (OSS) işlevine bağlanabilir. OSS bedenin içindeki iletişim ağıdır. Ana işlevi, aldığı mesajları yorumlamak ve sonuç olarak da yapılması gereken haraketi belirleyerek, yönergeyi bedenin diğer sistemlerine iletmektir. OSS aracılığı ile iletilen tepkiler istemdışıdır. 

Stres altında olduğumuzda bedenimiz savunma mekanizması olarak “dövüş, kaç ya da donakal” tepkisi yaratır. 

Tüm bunların doğumla ilgisi ne? Sinir sistemi sadece gerçek tehditlere değil, algılanan tehditlere de yanıt verir. Bir anne sürekli olumsuz mesajlar aldığında onu gerçek olarak algılar ve bir süre sonra da bu olumsuz mesajlar inanç sisteminin bir parçası haline gelir. Bu da bedenin kimyasal dengesini düzenli olarak tehlikeye atar. Söz konusu bu mesajlar onun ve doğmamış bebeğinin duygusal durumunu etkiler.

Anne doğuma çözümlenmemiş bir korku ve stresle yaklaştığında bedeni çoktan savunmaya geçmiştir ve strese neden olan hormon katekolamin tetiklenir. Bu da bedeni “kaç, dövüş ya da donakal” tepkisine yönlendirir. Kasılma durumunda olduğu gibi kaç ya da dövüş tepkilerinden hiç birinin uygun olmadığı şartlarda beden “donakal” seçeneğini seçer. Rahim bedenin savunma mekanizması olarak tasarlanmadığından, kan oradan uzaklaşıp bedenin savunma ile ilgili bölümlerine yönlendirilir. Bu da rahme giden damarların gerilip büzülmesine yol açarak kan ve oksijen akışını kısıtlar. Rahimde kasların çalışması için hayati önem taşıyan oksijen ve kanın sınırlı olması nedeniyle, rahimdeki dairesel kaslar yapmaları gerektiği gibi gevşeyip açılmak yerine gerilip büzülür. Aynı esna da dikey kaslar büzülüp bu yatay kasları yukarı çekip bebeği itme işlevini yapar. Bu iki kas grubu birbirine zıt hareket ettiğinde kasılma yaşayan anne açısından ciddi bir acıya neden olur.

Bu durumun bebeğe de olumsuz etkisi olabilir. Üst dikey kaslar bebeği iterken gevşemesi gereken alt dairesel kaslar gevşemediğinde bebeğin başı hareket etmeyi reddeden alt kaslara doğru zorlanır. Bunun hem bebeğe hem de anneye yaşattığı ağrı dışında doğum eylemi uzayabilir hatta durabilir. Ayrıca rahimde sınırlı oksijen olması, bebeğe oksijen temininin de sınırlı olması anlamına gelir ve bu durum “doğumun ilerlememesi” olarak tanımlanıp genellikle müdahale ile sonuçlanır.

O zaman sadece ve sadece korkulardan arınıp, stresi azaltıp doğum ağrılarını minimuma indirmek de neden mümkün olmasın?

Kaynakça: HypnoBirthing, Marie F. Mongan, Gün Yayıncılık

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder