14 Aralık 2013 Cumartesi

Anne sütü alan bebeklerin ilk yıl gelişimi

 


"Anne sütünün doğaldır" felsefesi ile anne sütünü destekledim hep. Persantil eğrilerinin içine bile giremeyen oğluma ragmen vermedim mama, sırf aşağıdaki yazılanlar gibi düşündüğüm için….

Yazar: Natalya Arslantürk
Mart, 2011
Pek çok anne sırf anne sütüyle beslenen çocukların gelişmesinin ve büyümesinin mamayla beslenen çocuklara göre değişik olduğunu farkına varmaktadır.
Doktorların kullandığı çocuk gelişme ve büyüme kalıpları, mamayla beslenen çocukların gelişmesi takip edilerek oluşturulduğu için anne sütüyle beslenen çocuklara uygun değildir. Bu kalıplara bakarak bazı anneler çocuklarına sadece anne sütü vermektense gereksiz yere mama vermeye veya anne sütüyle beslemeyi tamamen kesip “yetişkin yemeklerine” yani ek gıdaya başlamaktadır. Bebeğin emdiği süt miktarının ölçülmesi ve sütün yeterli olup olmadığını nasıl anlamak gerektiği konusunda çoğunlukla bilgi olmadığı için bu yanlış davranışlar artmaktadır. Bebek 3- 4 aylık olana kadar anne vücudunda bebek için yeterli süt oluşmaya başlar. Bu yüzden de memeler eskisi gibi sertleşmez ve bazı anneler sütünün bittiğini düşünerek ek gıdalara başlar.

8 Aralık 2013 Pazar

Cerebral Palsy; Diğer adı ile Beyin Felci


Yeni bloglar, yeni anneler derken ne çok şey öğrendim. Neredeyse blogcu annelerin bilgileri ile büyütüyorum oğlumu :) Yemek tarifleri, oyuncak önerileri, doktor tavsiyeleri derken yeni bir blog ve yeni bir bilgi daha edindim. 


"Cerebral Palsy"


*Not: Serebral palsi (SP), diğer adıyla beyin felci, doğum öncesinde, sırasında veya sonrasında merkezi sinir sisteminin hareket işlev alanlarının hasar görmesinden dolayı oluşan durumdur. Hastalık değildir.

Gülden Hanım'ın Cerebral Palsy farkındalık ayı ile ilgili bir yazısını paylaşmak istiyorum, farkındalık yarattığı için teşekkür ederek.


KAMU SPOTU ADI ALTINDA YAPILAN REKLAMLAR



Son zamanlarda "KAMU SPOTU" adı altında yapılan reklamlardan oldukça rahatsızım. Şöyle ki kamu spotu ile ilgili bulduğum web sayfasında (LİNK) "Kamu spotu nedir?" aynen aşağıdaki gibi tanımlanıyor.


3 Aralık 2013 Salı

Anlamadığım gibi, şükür de etmek aklıma gelmedi yıllarca!





3 Aralık Engelliler günü için sosyal ağlarda paylaşımlar da bulundum, destek oldum. Ama elle tutulur gözle görülür bir şey yaptım mı?

Hayır!

Bu ülkede engelli olmak zor dedim yıllarca ama hiç anlayamadım onları. Anne olup bebek arabası kullanmaya başlayınca fark ettim her gün kullandığım kaldırımların engelliler için ne büyük bir engel teşkil ettiğini. Özellikle tekerlekli sandalye kullanmak zorunda kalan insanların ne saçma sapan engellerle kısıtlandığını bebek arabası ile kaldırıma çıkamadığımda, kaldırıma çıkıp karşıma çıkan otobüs durağından bebek arabasını tek tekerlek ile geçirmeye çalışırken anladım. Oğlumu arabanın içinde sarsan şeyin kaldırım taşlarının gelişigüzel dizilmesinden kaynaklandığını ve her gün geçtiğim yolun ne kadar bozuk olduğunu anladım. Zorla atlatmaya çalıştığım çukurlardan geçerken aklıma geldi hep engelliler.

Başıma gelmediği için anlamadığım gibi, şükür de etmek aklıma gelmedi yıllarca....

ANNE

Annelik ne kadar fedakarlık gerektirir?



Anne olduktan sonra içimi kemiren konulardan birisiydi bu hep, fedakarlık. Oğlum için iyi bir anne olmaya çalışırken , kendim için birşeyler yaptığımda duyduğum vicdan azabı neden?


Evde tek işim oğlum olmasına rağmen, neden akşam bir kap yemeğim bile olmuyor çoğu zaman, ya da neden bulaşıklar hiç eksik olmuyor lavabonun içinde ya da neden bir türlü toplu tutamıyorum salonumu...

Bir gün çok sıkılıp çalışma odasında hobilerimle uğraştığımda neden vicdan azabı duyuyorum. O gün pür makyaj yapıp dışarı çıktığımda neden bir burukluk oluyor içimde. 

İçimdeki sıkıntının, yerli yersiz savaştığım vicdanımdaki sızının kaynağını Blogcu Anne Elif Doğan'ın bir yazısında buldum. 

1 Aralık 2013 Pazar

ODTÜ BEBEM






Amaçları Türkçe konuşan bebeklerin, ana dilleri olan Türkçe'ye özgü ses özelliklerini ne zaman ayırt etmeye başladıklarını belirlemekmiş. 

18 Kasım 2013 Pazartesi

7-8 ay arası beslenme



Eski tarifler de geçerli, aşağıdakileri de seçeneklere ekliyoruz; biraz daha pütürlü hale getiyoruz.

Taze fasulye püresi:
1 avuç taze fasule (100-150 gr sebze)
1 ceviz içi kıyma
1 arpacık soğan
1 tatlı kaşığı zeytinyağı ( yemek ocaktan indikten sonra eklenir)
1 tatlı kaşığı pirinç
1.5 aida bardağı su (yaklaşık 180 ml)
Püreleri mümkünse rondo yerine elle ezerek yedir. Bebek tolere edemezse rondola.

Ispanak veya semizotu püresi : (ayda max. 2-3 kere)
1 avuç ıspanak (100-150 gr sebze)
1 ceviz içi kıyma
1 arpacık soğan
1 tatlı kaşığı zeytinyağı ( yemek ocaktan indikten sonra eklenir)
1 tatlı kaşığı pirinç
1.5 aida bardağı su (yaklaşık 180 ml)

7. Ay Bartu Neler Yapabiliyor?


Artık rahatlıkla istediği yöne dönebiliyor.

Emeklemesede sürünüyor ve böyle istediği yere rahatlıkla gidiyor.

Ekmek köşesi kemirmeye bayılıyor. Bebek bisküvisini de kemiriyor.

Her geçengün çok daha uzun süre oturabiliyor.

Yemeklerini çatalla ezmem yeterli oluyor artık. 

Uzun zamandır içmeye pek de hevesli olmadığı suyu, bardak ile içmeye başladı.

Mama sandalyesinde sıkıldığı zaman eline ne geçerse yere atıyor ve arkasından bakıyor.

Masa üzerinde uzanamadığı bir eşyayı masa örtüsünü çekerek almayı öğrendi.

Kaşıkla beslenmeyi pek istemiyor, sıvıları bardaktan, katıları elimden yiyor.

6. Ay Bartu Neler Yapabiliyor?



Bu ay oturmaya başladı. Bir süre oturup sağa sola öne ya da arkaya devriliyor.

Bu ay ilk uçak yolculuğunu İzmir'e Babaanneyi hacıya uğurlamak için yaptı.

Ayaklarını ağzına götürmeye başladı.

6-7 Aylık Bebekler ne Yapabilir?

Sayfa çevirebilir.


Elden ele hızla aktarabilir.

Kol kurtarıp dönebilir.

Ba-ba, de-de diyebilir.

Desteksiz oturmaya başlar. Öne düşmeden oturabilir. Otururken yana düşebilir.


Uzun süreli basabilir.

Öne doğru düşmeden oturmaya başladığında 2 nolu araba koltuğuna geçilebilir.

Def ve davula bayılır. Zil takıp oynanabilir.

Kumandaya telefona bayılır. Evdeki kumandayı, telefonu pilini çıkarıp, naylona sarıp eline verilebilir.

Biberon, emzik ve mamada 2 numaraya geçilebilir.

Nenedent ya da My First teeht diş fırçası ve macunu ile dişler fırçalanacak.

Oyuncak olarak özellikle vurabileceği, vurunca ses çıkaran oyuncaklar, davul, tef gibi ve alfabe, renkli sesli müzikli, alfabe harflerinden oluşan oyuncak ilgilerini çekermiş. Bu nedenle Fisher Price'ın masalcı tırtılı çok faydalı olacaktır.


Yemekler mama sandalyesinde yedirilecek.

Kaynak:



6-7 Ay Arası Beslenme


Kahvaltı: Bir kibrit kutusu inek peyniri, yarım saat ılık suda bekletilip tuzu çıkarıldıktan sonra bir dilim bebek ekmeği (eti ya da uno) ile birlikte rondoya konur. (Dikkat!!! Dünya Sağlık Örgütü'nün son araştırmalarına göre bu bebek ekmeklerinin de çok sağlıklı olmadığına dair yazılar varmış. HİPP'in organik bebek bisküvisi en iyi seçenekmiş bu durumda) Üzerine 60-90 cc anne sütü ya da mama eklenerek rondolanır. Eğer bebek bu karışımı sevmezse üzerine en sediği meyvenin rendesi ya da bir tatli kasigi ev yapımı üzüm pekmezi ya da keçi boynuzu pekmezi eklenir. Pekmez doğal tatlandırıcı olarak kullanılmaktadır.

Biz ise peynir ve bebek ekmeği ile olan kahvaltısına ilk zamanlar anne sütü ekledik. Sonra ise çok az su ile ekmekleri yumşattım ve tatlandırmak için muz kullandım.

11 Ekim 2013 Cuma

Yeni nesil süt annelik




Annemin göğüsler, ben doğduğumda şişmişler şişmişler ama süt vermemişler. Sonradan süt geldiğinde ise ben emmemişim. Tüm bu sıkıntılar nedeniyle "bir damla bile anne sütü almadın" der annem. 

Annemle gebelik serüvenlerimiz o kadar çok benziyor ki oğlumda benimle aynı kaderi paylaşacak diye çok korktum. Aslında korktuğum da başıma geldi. İlk günler az gelen sütüm sonradan coştu. O kadar çok geldi ki oğlum ikinci göğüse geçmeyi bırakın bir memeyi bile boşaltamıyordu. Memelerden süt fışkırdıkça annemin anlattıkları çınlıyordu kulağımda.

 " Bir ara öyle çok sütüm geldi ki memeler doldu taştı, sonra da sütüm kesiliverdi" 

3 Ekim 2013 Perşembe

Anne Sütü İhtiyacı Olan


Anne sütüne ihtiyacı olan biriseyle paylaşmak istediğim çok fazla dondurulmuş sütüm var. Ankara'da ihtiyacın olan bir bebeğe seve seve verebilirim.

ANNE

Melis'den Bartu'ya Hikayeler





Yeğenim Melis (6 yaşında) üniversitede onun adına hazırladığım hikayi kitabını görünce heveslendi. Eşimin eline verdi kağıt kalemi yazdırdı hikayesini. Başka bir sayfaya da kapağını hazırladı. Ellerine sağlık bitanem :)

ANNE

24 Eylül 2013 Salı

Kaka kokusu



Çok mutluyum

İki gündür kabız olmuş  ıkınıyor, kasılıyor, morarıyor, ağlıyor oğlum. Zeytinyağı içirdim, meyve olarak armutu tercih ettim, kabak çorbası yaptım, gün kurusu kaynatıp yedirdim. Babası sıcacık elleri ile masajlar mı yapmadı, bisiklet hareketleri ile spor mu yaptırmadık, sıcak banyo bile yaptı sıpa ama sonunda fitili yedi. 

Sonuç; güzel bir uykunun ardından uyanan oğlumun yanına gittiğimde ise odaya yayılan kaka kokusu.

Kim derdi ki kaka kokusunun beni bu kadar mutlu edebileceğini.

"Anne olunca anladım" a bir madde daha eklendi. "Boktan şeylerin bir anneyi ne kadar mutlu edebileceğini bilmezdim."

ANNE

Anne Sütünden Sonra; Ek Gıdaya Geçiş






Ek Gıda Kuralları

1- Ek gıdayla birlikte gayta rengi, kokusu, kıvamı değişir. kabız olan çocuklara gün kurusu (koyu renkli kayısı) kullanılır. (4-5 adet gün kurusu bir su bardağı su ile kısık ateşte kaynatılır, rondodan geçirilir, 6 aya kadar günde 1-2 çay kaşığı, 6 aydan sonra 1-2 tatlı kaşığı kadar meyve ya da yoğurduna karıştırılarak verilir.

5. Ay Bartu Neler Yapabiliyor?





Oturmaya başladık. Sürekli kafa öne doğru kasılıyor dik durmak için. Aynı zamanda belini de iyice dik tutuyor. Hatta ilk zamanlar dik tutmaak için sürekli kendini geriye atıyordu. Koltuk altından kaltırdığımızda da ayak ve bel 90 derece duruyor. Havada bile oturuyor yani.

Ek gıdaya başladık.

10 Eylül 2013 Salı

4. Ay Bartu Neler Yapabiliyor?





Yalnız kalmak mı, ne mümkün. Artık onu bırakıp gidemiyorum hiç bir yere. Arada bir ihtiyaç molasını bile ebeveyn banyosundan kafamı uzatarak gideriyorum. 

Artık her an onunla ilgilenmemi bekliyor. Sürekli konuşuyorum öyle ki babasıyla nasıl tanıştığımızı bile biliyor artık.

İstediğini yaptırmak için ağlamaya başladı. Kucaktan bıraktığımız an yaygarayı koparıyor. Ama Allah'dan ısrarcı değil, çabuk susuyor.

Oyun halısındaki kelebekleri tuttuğumuz gibi kopartıp alıyoruz. Anne takıyor oğul çekip alıyor, anne takıyor oğul çekip alıyor... 

Çocuklarda cinsel istismar nedir? Bu konuda nelere dikkat etmeliyiz?


Fikirdenk.com’un düzenlediği, Unnado katkılarıyla gerçekleşen Çocuk İstismarına Hayır adlı semineri takip edemedim ama seminere katılan Kokosh Anne'nin notlarını paylaşıyorum.

Dün Fikirdenk.com’un düzenlediği, Unnado katkılarıyla gerçekleşen ve “iyi ki gitmişim” dedirten bir seminere katıldım. Her annenin mutlaka çocuk istismarı konusunda bilinçlenmesi gerektiğini sonuna kadar desteklerken, Twitter ve Instagram hesaplarımda mümkün olduğunca anlık paylaşımlar yapmaya çalıştım. Benim ve katılan diğer annelerin paylaşımlarını #çocukistismarınahayır etiketinden takip edebilirsiniz.

Çoğunuzun merakla beklediği seminer notlarını sevgili Sena Baran toparlamış bize detaylı bir şekilde sunmuş. Bizlere de bu notları mümkün olduğu kadar annelere ulaştırmak düşüyor.
Psikolojik ve hukuki süreç olmak üzere seminer 2 bölümde gerçekleştirildi. İlk bölümün sunumu Uzm.Psk. Pınar Mermer’e aitti, ikinci bölümde Av.Seray Uysal ve Av.Ebru Arayan konuşmacıydılar.
20130909-105005.jpg

3 Eylül 2013 Salı

Oyuncaklarımız

Sophie; elinde tutup kemirmeye başlayalı çok oldu. Ama hala tam beceremiyor her aldığını ağzına götürmeyi. (Sophie)

2 Eylül 2013 Pazartesi

Solaklık Üzerine...



Eski çağlarda savaşlarda sağlaklara oranla çok daha sık ölmek. Çünkü sağlaklar sağ ellerinde kılıç, sol ellerinde de kalkan tutukları için sol ellerinde tuttuklar kalkan ile kalplerini korurken solaklar kalkanı sağ ellerinde tuttukları için kalpleri açıkta ve korumasız kalır ve aldıkları muhtemel kılıç darbeleri direk kalbe geldiği için yaşama şansları pek kalmıyor. 

Şeytan solaktır!




    Solaklık bir çok kültürde ve dinde bir çeşit özür olarak görülür. Mesela,  Hıristiyanlıkta solaklık satanizmin bir işareti olarak görülmüş bir dönem. Solakların büyücü olduğuna da inanılırmış. Asya kültüründe solaklık lanetlenmiş. Hatta eskiden Japonya’da solaklık boşanma nedeni olarak kabul bile edilirmiş. Endonezya’da, sol elle yemek yemek ve hediye kabul etmek kabalık sayılıyormuş. Arap kültüründe sol elin kirli olduğuna inanılır. Bu nedenle sol el taharetlenmek gibi kirli işlerde kullanılırken sağ el yemek yeme için kullanılır. Dinimize göre şeytan solaktır. İyilik melekleri sağımızda, kötülük melekleri solumuzda bulunur. İbadetlerde de sağ hep önceliklidir.


Sesler, boğulma sesleri olabilir mi?





Telsizden gelen garip bir ses üzerine salondan oğlumun odasına doğru koşar adımlarla ilerlemeye başladım. Odaya vardığımda oğlum yatağım içinde unuttuğum ağız bezini eline geçermiş ve ağzına almış. Bezin köşesinden emeceğim derken boğazına kaçmış olacak ki mosmor olmuş, boğuluyor.

Emzirmeye Hazırlık




Emzirmeye hazırlık gibi bir aşamamız var bizim. Pat diye çıkar memeyi emsin çocuk değil ne yazık ki. Oysa ne de kolay görünüyordu şu emzirme işi..

Şöyle ki,

15 Ağustos 2013 Perşembe

Oğlumdan ilk haber



     Bir babanın çocuğundan alacağı ilk haber çoğunlukla eşinin ona müjde vermesiyle olur. Ama bu durum genellikle çocuk yapmanin zamanı geldiğini düşünen çiftler için geçerlidir. Bizim durumumuzda olduğu gibi hayatınıza girecek melekten habersiz olanlar için olaylar daha farklı gelişebilir. Aklınıza hemen istenmeyen bir çocuk ve kötü bir hikaye gelmesin aklınıza. Anlatacağım anı daha çok hiç ihtimal vermediği bir zamanda hamile olduğunu öğrenen bir annenin her fırsatta çocuk özlemini dile getiren babaya hamile olduğunu haber vermesi ile ilgili.

30 Temmuz 2013 Salı

3. Ay Bartu Neler Yapabiliyor?


Oğlumun kahkahaları evimizin içinde çınlıyor.

7/24 gözetim altındayım, nereye gitsem takip ediliyorum.

Eline her gelen ağzında, Sophie'nin tadına baktık bol bol.

Oyun halısının her bir karesinin tek tek inceleyip keşfettik, karşımıza konulan oyuncaklarla sohbet bile ediyoruz. Şarkı söyleyen bir kedimiz var ki sormayın gitsin sürekli vurmak gerekiyor sesi çıksın diye, pek nazlı kedicek, dürt dürt nereye kadar.

Bartu 3 Aylık


2. Ay Bartu Neler Yapabiliyor?


Gülücükler saçmaya devam. Hem de kahkahalarla.

İnceliyor, araştırıyor, sanki her nesnenin her bir karesini hafızasına kaydetmeye çalışıyor.

Bartu 2 Aylık



1. Ay Bartu Neler Yapabiliyor?

Gülücükler saçıyor. Konuşulmasından çok memnun, sohbet adamı.

Odaklanmış dik dik bakıyor. Bazen öyle sert bir şekilde bakıyor ki sanırsınız bilimsel inceleme yapıyor.

Bartu'nun ilk 30 gününden kareler



Bartu'nun Doğum Fotoğrafları


18 Mart 2013'de hayatımıza bir güneş gibi doğan oğlum

26 Temmuz 2013 Cuma

1baba1anne.com'a Teşekkürler



Gebeliğim süresince pozitif doğum hikayelerini okumayı tercih ettim hep. Pozitif bir hikayem olacağını biliyordum :) Bir çok doğum hikayesine yer veren 1baba1anne'yide o zamanlar keşfetmiş ve doğum hikayemi paylaşmak üzere kaydetmiştim listeme.

Sağolsunlar beni kırmadılar ve mailime hemen cevap vererek yayınladılar hikayemi. İşte hikayem...

1baba1anne.com'a teşekkür ederim...

ANNE

23 Temmuz 2013 Salı

Ateş, Halsizlik ve MASTİT



Rutin günlerden bir gün
Emzir, gaz çıkar, uyut, altını değiştir, emzir, gaz çıkart, uyut...

Mışıl mışıl uyuyan oğlumun yanına uzanmışım, yaşadığım huzur ve mutluluğun tarifi yok.
Ama çok sürmedi bu huzur, yarım saatlik bir şekerlemenin ardından sol göğsümün sağ tarafında bir ağrı ve acı.
Sonrası ise ateş, halsizlik ve o bölgede kızarıklık

ve MASTİT

Ebatı Küçük Azmi Büyük Minicik Bir El: Emzirme savaşları




      Emzirmenin en keyifli zamanlarını geçirdiğimiz şu günlerde mini mini bir el var mememin üzerinde. Kıpır kıpır bir el.

Kaşın kaşın kaşın: Ürtiker



Kaşınmaya bayılırım.
Özellikle uyku öncesi, masaj gibi gelir.

İdi...

Bir gün

Kaşın kaşın kaşın...
Kollarım, bacaklarım, sırtım, diz kapaklarım, dirseklerim, boynum, karnım, ayaklarımın altı, burnum, saç köklerim, parmaklarım...
Kaşıdığım her yerde kırmızı kabarcıklar.
Ne olduğunu anlayamadan üç dört gün dayanabildim.
Sonunda koyuverdim yaygarayı.
Oturdum ağlıyorum.
Bir zamanlar bana zevk veren kaşınma şimdi ise bir ızdıraba dönüşmüş durumda. Hıçkıra hıçkıra ağlıyorum.
Sonunda doğru dermatolojiye.

EMZİRME REFORMU MANİFESTOSU

Anne sütü, bir bebeğin alabileceği en iyi besindir.
Dünya Sağlık Örgütü, bebeklerin ilk altı ay boyunca sadece anne sütüyle beslenmelerini, daha sonrasında ise ek gıdalarla desteklenerek en az iki sene boyunca emzirilmelerini önermektedir.
T.C. Sağlık Bakanlığı da Dünya Sağlık Örgütü’nün bu önerisini dikkate alarak “ilk altı ay sadece anne sütü” yaklaşımını benimsemektedir.
“İlk altı ay sadece anne sütü” yaklaşımının uygulanmasında ve annelerin bebeklerini istedikleri gibi emzirmeleri konusunda gerek iş hayatında, gerekse toplumsal hayatta sorunlar yaşanmaktadır. Şöyle ki:

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Bebekler gibi uyumak



Doktoru arıyorum.

-Oğlum gece uyanmıyor ve meme verdiğimde emmiyor, sabaha kadar uyuyor.

        -Evet ne güzel, sorun nedir?

-Uyuyor!

        -Ne güzel işte siz de uyuyun. (Bu cümlenin açıklaması aynen şuydu: Allah'dan belanı mı istiyorsun)

Onlar benim kurtarıcımdı ve ben onları küçümsüyordum; Silikon meme uçları


Gözlerimiz bozulur gözlük kullanırız, kulağımız duymaz işitme cihazı kullanırız, bacağımız yoktur protez bacak kullanırız. Bunlar ne kadar normal ise olmayan meme uçları için silikon meme ucu kullanmak da o kadar normal.

Emzir sağ, emzir sağ…





Siz siz olun yeni doğum yapmış bir kadına ki bu kadına lohusa denir, asla "Sütün var mı? Sütün yetiyor mu?" gibisinden sorular sormayın.
Kısa yoldan küfredin daha iyi.
İnanın bana kadıncağızı strese sokup olan sütü de kaçırmaktan başka bir işe yaramaz. Türk kadınlarının cümle dağarcıklarından çıkartılmalı bu bu sorular.

İşte böyle sorularla, tam tamına üç gün geçirdim. Süt gelmedi, sütü az derken geldi üç gün sonra sütüm.

Bartu 1 Aylık



Yaa! Sen misin emzirmeyi hafife alan….


Emzirmek ne kadar zor olabilir ki?

Bebek var, anne var, süt var. Koy bebeği memenin önüne emsin.
Ne yazık ki öyle değilmiş.

26 Haziran 2013 Çarşamba

Teşekkürler…



     Gebeliğim boyunca destek ve bilgisini esirgemeyen, kendime güvenimi kazandıran, sabırla her soruma cevap veren, doğumdaki emekleri ve güler yüzü ile doktorum Prof. Dr. Aydan Biri'ye teşekkürlerimi iletiyorum. Kulakları çınlasın :) Ki doğumdan sonra sürekli bir meme problemiyle arayıp duruyorum ki sabırına hayranım her hafta muayenehanesinde hastalarının arasında benimlede uğraşmaya devam ediyor. Daha sonra gebe koçu gibi çalışan güler yüzlü Fatma ebemiz var ki buradan sevimliliğini anlatmam zor. O da meme ucumu çıkarmak ve emzirmeyi başarmam için az uğraşmadı. Ve Balgat Koru Hastanesi personeline tek tek teşekkür edemesemde hepsi ayrı ayrı güleryüzlü ve yardımseverdi. Doğduğu gün oğlumu sünnet ettirdiğimiz için üroloji doktorundan çocuk doktoruna hepside çok cana yakın ve güler yüzlüydüler. Hepsinin kulağı çınlasın :) Hastane ise olanakları ile beni yeterince tatmin etti. Sancı ve doğum odasının bir arada oluşu, oğlumun hemen yanımda kontrol edilip benden ayrılmayışı benim için çok önemliydi. Aynı zamanda acil durumlar için yenidoğan yoğun bakımının olması da çok rahatlatıcıydı. Ama doğumdan sonra süslü püslü gelen loğusa şerbetini çabuk geri götürdüler :) Aynı gün 4 erkek çocuk olunca yetmedi galiba diğer doğuma yetiştirmek için bardaklarımızı çabuk aldılar elimizden :) İşin espirisi bir yana emegi geçen herkesin kulağı çınlasın teşekkür ediyorum buradan...

      Tabi doğum boyunca yanımdan hiç ayrılmayan, hatta doulalık yapan huysuz eş, acemi ama süper babaya da çooooook teşekkürler.

ANNE

Ve sonrası…



     Çatlayan meme uçları (ki doğuma son iki ay kala başlamıştım göğüs ucu kremlerine), göğüste ağrılar, mastit ile gelen ağrı ve ateş, kocaman olan ve belimin taşımayı reddettiği göğüslerde cabası. Kadınlar birde doğumdan korkuyor siz asıl emzirmeyi görün. Korkacaksanız emzirmeden korkun, inanın doğumdan daha zahmetli. 
Gebelikte her ay kontrole gidiyorduk doktora, doğumdan sonra üç güne bir mememdeki bir sorun için gittim hastaneye, doktorum ve ekibi doğumdan daha çok uğraştılar memelerimle. Ve halada uğraşıyorlar…

Ben problemli göğsüme inat emziriyorum ve oğlumda acıyan mememe inat emmeye devam ediyor…….

ANNE

Emzirme…



     Aslında ilk emzirme sırasında da yalnız olmak istemiştim ama anneleri bu kadar tutabildik. Neyse…
Emzirecektim ama benim meme uçları hooop! yok oluvermişti. Normalde dokununca fırlayıveren meme uçları nazlanıyordu ve kendini içe çekmişti. Ben kanter içinde doğum yorgunu ve tecrübesiz oğluma memeyi vermeye çalışırken mememe kaç elin dokunduğunu kaç kişinin mememin neresinden tuttuğunu hatırlamıyorum bile. Sanırım çabamı gören herkes en az bir kere el attı mememe. Annelerin süt yok, süt gelmedi şeklindeki telefon görüşmeleride eklenince sonunda sinirlerime hakim olamayıp koyuverdim gözyaşlarımı. Gıkımı çıkartmadan doğumu atlatmıştım ama emzirmede takılıp kalmıştım. Meme ucum olmasa da sütüm vardı aslında akmıyordu ama damlıyordu ki olması gerektiği gibiydi aslında. Okuduğun kitaplarda ve katıldığım eğitimlerde ilk gün yarım çay kaşığı süt gelse yeter diyorlardı ve benimde yarım çay kaşığından fazlaydı aslında gelen. Ama gel bunu anlat. Öyle ki annem ne dediyse uzun bir süre her arayan sütümü sorar olmuştu. Bunlara hazırlıklıydım, kulak asmayacaktım aslında ama insan ister istemez etkileniyor işte. Bu arada ziyerete gelenler tebrik telefonları derken gece olup refakatçılarımda uykuya dalınca baş başa kaldım oğlumla ve ilk kez gerçek anlamda o an emzirdim oğlumu. Aslında süt yokluğu, meme ucunun çıkmaması falan değildi engel. Biz oğlumla baş başa kalınca, rahatladık ve bu sayede emzirebildim bebeğimi. Neymiş ders olsun doğum yapıp emzirdikten sonra haber veriliyormuş eş dosta. Kimse kötülüğünden değil ama benim gibi sakin kafayla rahat ediyorsanız en güzeli yalnız kalmak.

ANNE

Veee mutlu son!



     Sıra geldi doğum hikayemi anlatmaya. Ne zamandır sabırsızlanıyordum, bir türlü fırsat bulamadım yazmaya. Ki seviyorum anlatmayı çünkü her şey tam da hayal ettiğim gibi oldu. Sakin, huzurlu, kaygısız ve güvenle yaptım doğumu.

     Bir çok şey insanın elindedir aslında. Korkularımız, inançlarımız şekillendirir çoğunlukla olayları. Ben hep doğumun kolay olacağına inandım. İnsanlığın var oluşuyla birlikte kadınlar doğurabiliyorsa ben de yapabilirdim. Kendime, doktoruma ve ekibine de güvendim hep. Korkulara kapılmadım. Normal ya da sezeryan bu doğum olacak bir şekilde. Her iki şekilde de az ya da çok ağrı ve acı olacaktı elbette. Ben hep normal doğum olmasını istiyordum tabiki tıbbi bir gerekçe olmadığı sürece. Ben hep olumlu düşündüm ve güvendim kendime. Tabi doktorunuza da güvenmek en önemlisi. Çünkü gebelik ve doğum benim için çok yabancı. Benim bu kadar cahil olduğum bir konuda işin uzmanlarının olduğunu bilmek tüm endişelerden kurtarıyor insanı. Ki siz ne kadar pozitif iseniz etrafınızdaki insanlar da o kadar rahat oluyor, o kadar iyi yapıyorlar işini. Sonuçta onlarda insan. Ki doktorum demişti senin doğumun kolay olacak diye. Bende "evet biliyorum!" diye cevap vermiştim. Ama sonuçta o doktorumdu ve bana gaz veriyor olabilirdi. Ama hayır daha sonra hastane ekibi ile tanıştım. Onlarda bana aynı şeyi söyledilir. Son olarak da doğuma gittiğimde kontrolümü yapan nöbetçi doktor da aynı şeyi söyledi beni gördüğünde. Güler yüzlü pozitif insanların doğumu kolay oluyor dedi. 
Sonuçta acı görecelidir. Acı herkeste aynı olsada herkesin hissettiği farklıdır. Bu farkı ise sizin kafanızda kurduklarınız belirliyor.

Beklemeye devam…





39+2 hafta olmuştu, kontrole gittik. Açılmada bir gelişme yoktu, 2 cm idi hala ama rahim incelmişti. Bekleyelim dedi doktorum. Aman Allahım ağzından bal damlıyordu. Bugün yarın kendiliğinden gelecek gibi dedi. Bir gün öncesi eşimle yaşadığım tatsızlığın üzerine doğuma girmek istemiyordum ve en önemlisi doğumgününe oğlum karar versin istiyordum. Bekleyecektik.
Moralim yerine gelmişti.

ANNE

Ben belki de bir gün sonra doğum yapacağım eşimin işleri var…




    Ben doğuma doğru geçen her gün biraz daha endişelenirken eşim mesaideydi yine. Bize daha çok zaman ayırması için çalışması gerekiyormuş. O an ne kadar ihtiyacım olduğunu görmüyordu her zamanki gibi. Ben telefonda hala işte olduğunu öğrenince bozulmuştum, bekliyordum ve ertesi gün ne yapacağımızı konuşmak istiyordum. Beni hüngür hüngür ağlatacak bir telefon konuşmasının ardından eve gelen eşimde bir tavır bir kapris yarabbim yarın doğuracak sanki kendisi. 
Evde misafir anne ve babalarımız oğlumu karşılamaya geldiler, çaktırmadan ağlıyorum.
Yatağa küs girmek istemeyen eşim attı yere battaniyeyi, yerde yatacakmış. İki gündür çok kızmışım ona. Oysa o elinden geleni yapıyormuş. Saatlerdir ağlıyorum ve ağlatmak istemiyormuş aslında beni ama ben buna izin vermiyormuşum.

O an evliliğim, aşkım, sevgim hepsi gözümün önünden geçti. Aşkla nefret arasında ince bir çizgi var derler. İşte ben o ince çizginin üzerindeydim o an. Haklı bile olsa (ki değildi) karnı burnunda, doğurdu doğuracak olan biricik eşine bu kadar gözyaşı döktürmenin ne alemi vardı. Yaşadığım stresin, endişenin sinirini bile çıkarsam bu günümde alttan alabilir, idare edebilirdi. Bu kadar hatrım bile yok muydu?

"Dost kara günde belli olur" şu durumda bile kendini düşünüyor beni hiç umursamıyorsun dediğimde fark etti koca karnım ile yaşadığım stresi. Hatasını fark etmişti ama kırılmıştım. Aşkım zedelenmişti sanki. Hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşünmeye başladım. Bu koca çatlak ile nasıl yürüyecek ilişkimiz diye düşünerek daldım uykuya.

ANNE

Mutlu sonun ilk habercisi...




38+2 hafta ile her an gelmesini beklemeye başladık oğlumun. Ve kontrolümüzde 2 cm açılma var dedi doktorum. Nişan düşmüştü.
Aylardır beklediğim hayalini kurduğum an geliyor muydu? Önce heyecanlandım. Hiç bir belirti yoktu, beklemiyordum. Bir hafta daha bekleyip sonra suni cancı ile başlatalım doğumu dedi doktorum. Ya da bekleyebilirdik. Ama ben emindim beklemeyecekti bir hafta. Nede olsa benim oğlum. Sabırsız olmalıydı :) Eşim ise kontrolden 3 gün sonra 12 Mart'ta olmasını umuyordu, kendi doğum gününde. Ama oğlum doğumgününü kimseyle paylaşmak istemedi ve babasına doğumgününde gelmeyerek sürpriz yaptı. Kontrolün üstünden, cumartesiden cumaya bir hafta geçmişti fakat oğlumdan hala bir belirti gelmiyordu. Biraz endişelenmeye başlamıştım. Her şeyin doğal bir süreçte kendiliğinden olmasını istiyordum ve özellikle de sezeryan olmak istemiyordum. Stres ve endişe artmaya başlamıştı bende. Bir gün sonra ya suni sancı ile doğumu başlatacaktı doktorum ya da bekleyecektik ve bu karar tamamen bana aitti.

ANNE

Konuştum. anlattım, istedim, bekledim!…




Jestler bekledim altüst olmuş midemin yarattığı kafa bulanıklığımı birkaç dakikalığına unutturacak, her saniye beni başka başka duygular içine sürükleyen kalbimdeki tufanı anlıkta olsa unutturacak şeyler. Güzel sözler duymak için neler neler yapmadım ki fark bile etmediği şeyler.

Son üç ay!…



    En zor diye tabir edilen ama benim için en rahat geçen aylar. 

Kadınlık mı Annelik mi?




Evrim Sümer'in bir yazısının başlığıydı bu.
Kafama takıldı.
Bir anda derdimin kaynağını keşfettim bu soruyla aslında. Anneliğin heyecanı, mutluluğu yanında mini bir burukluk vardı nedenini anlayamadığım. Yeni bir sıfatım oldu derken kadınlık sıfatını kaybediyormuşum gibi hissettiğim içinmiş içimdeki burukluğun nedeni.

Annelik sıfatı ile değişiyor kadınlık algısı sanki. En azından bizim evdeki hava bu yönde esiyor.
Öyle ki bir türlü anlatamadım eşime sevişmenin bin bir türlü halini.

Sevişmenin okşanmak, öpüşmek, dokunmak da olabileceğini, aldığım kilolara, kalınlaşan belime, irileşen kalçama rağmen hala bir kadın olduğumu hissettirmek de olababileceğini bir türlü anlatamadım.  Vücudumda ki değişimler, olmayan kıyafetler, kullanılmamaktan kuruyan maskaralar, memelerimi sığdıramadığım sütyenler, rafa kaldırılan topuklu ayakkabılar ile dişiliğimi, seksepalimi kaybetmenin verdiği ızdırap yetmiyormuş gibi eşiminde bir kadınmışım gibi davranmaması cabası.

Güzel sözler, özenle hazırlanmalar, traş olmalar, iltifatlar, mumlar, hediyeler yalnızca yatağa atma taktikleri olduğunu öğrenmek için hamile kalmak gerekiyormuş meğer.

ANNE

Hatırladım bakmakla görmenin farkını bir kez daha!...




    Sabah kalkınca uzun saatler aç kalmanın intikamını almadan midem, bir şeyler yemeye çalışıyorum her zaman. Uyandıktan sonra dakikalarla yarışıyorum bir şeyler atıştırmak için. Geç kalırsam midem kazanıyor. Ya yediklerimi burnumdan çıkartıyor ya da bir sonrakileri yememe izin vermiyor. Ben kazanırsam bir sonraki acıkmaya kadar rahatlayabiliyorum. Öyle ki mideniz bulanırken bir şeyler hazırlamak ve ne yiyeceğine karar vermek başlı başına bir marifet. Kimi zaman ne yiyeceğim derken, kimi zamanda yiyecek bir şeyler hezırlarken yetiştiremeyip zamanı, kaybediyorum yarışı. Çoğunlukla da kaybeden taraf ben oluyorum. 
Tüm bunlar yaşanırken eşim ne mi yapıyor? Topu topu haftanın iki günü birlikte kahvaltı yapma fırsatımız olmasına ragmen onu beklerken hep midem kazanıyor yarışı. Midemden rüşvet almış gibi hep ondan yana, hep ona destekçi.

Beni mutlu edecek yalnızca iki elmaydı oysa!…




Ben öyle sürekli bir şeyler aşeren bir gebe olmadım. Midemi rahatlatmak ve ayakta kalmak için zorla yedim. Mevsiminin dışında şeyler de istemedi canım. Bir dafasında canımın istediği midemi rahatlatan yeşil elmayı bile almaya gitmedi eşim. Önce biraz sonra dedi, yorgundu, sonra ise evden çıktı ve gelmedi.

Unutmuştu!...

Sanmıştım ki "hamileyiz" diyecek!...




22. haftanın en güzel yanı ise içimdeki kıpırtıyı paylaşabilmek olacağını düşünüyordum. Aylardır bendeki değişimlere dışarıdan bakan, bendeki fiziksel, duygusal ve zihinsel değişimlere yalnızca seyircilik eden eşimi de dahil etmek gebeliğime. Sevgilisinden hamile kalıp bebeğini tek başına doğurmaya karar vermiş bekar anneler gibi kendimi yalnız hissediyordum ki bir umut doğdu içime. Artık eşimde oğlumun içimdeki varlığını hissedebildiğine göre "hamileyiz" diyebiliriz artık diyordum ki.
Hiçte öyle olmadı. Bir türlü dahil edemedim gebeliğime onu. Çocuk istiyordu aslında, hatta benden bile çok. Sanmıştım ki "hamileyiz" diyecek, bir anne adayı olarak şimartılacak, yıllardır zevk almadığı hediye alma olayını abartacak, eskisinden daha çok iltifat edip beni yere göğe sığdıramayacak, öpücük yağmuru altında sırılsıklam ıslatacaktı beni.

Güzel hayallermiş…

Ben her yediğimi çıkartmaktan yorulmuş, tuvalete gitmekten uyuyamazken o benden daha yorgun ve bıkkın sanki. Her daim benden önce kalkan kocam daha çok uyur oldu. Ben aylardır eve kapanmak zorunda kalmış vücudumun bana yaşattığı zorluklarla savaşırken güç almayı beklediğim, yüzümü güldürecek, kaybettiğim enerjimi bana geri verecek diye beklediğim kocam aynı şeyler benden bekler gibi. Sıkkın, enerjisi düşük, bıkmış; tüm sıkıntılara, değişimlere ayak uydurmaya çalışan kendisiymiş gibi.

ANNE

İçimde sağlıklı ve güven içinde olduğunu bilmenin verdiği hazzı engelleyen, keyif ve huzuru vaat edip vermeyen Rixos gibi vücudum!...




Evet! İkinci üç aylık dönem. Bir çok kadının balayı dediği dönem.
Aynı düğün sonrası balayımız gibi. Eşimle dinlenmeyi umut ettiğimiz, en iyi otel markalarından birisi olarak düşüp, vaatleri ile bizi cezbeden Rixos gibi tam bir fiyasko. Ettikleri vaatleri almak için kavga edip, '"beğenmiyorsan çek git" tavırları ile dinlenelim derken daha çok yorulduğumuz balayı gibi; gebeliğimin balayı olarak tabir edildiği bu ayları. 
Baş ağrıları, sıklığı azalsa da devam eden bulantılar, daha önceden de var olan ve gebelikle çekilmesi daha da güçleşen bel fıtığı, benim bir umutla beklediğim balayımı iyice nahoşlaştırıyor.

Oğlumun hareketlerini ise  daha iyi hissediyorum. İçimde sağlıklı ve güven içinde olduğunu bilmenin verdiği hazzı engelleyen, keyif ve huzuru vaat edip vermeyen Rixos gibi vücudum. Tam dinleneceğim derken daha  yorgun, daha bitkin…

ANNE

Fark etmez demeyin!



Sıra cinsiyetini öğrenmeye geliyor. Fark etmez demeyin! Tabiki öncelikle sağlıklı olsun. Ama her iki cinsiyetinde getirdiği ayrı ayrı sorumluluklar var.