27 Haziran 2015 Cumartesi

Hele beslenme ile ilgili ağzımı hiç açmamalıydım çünkü cılız ufak tefek bir bebeğim vardı




Uzun bir aradan sonra merhabalar,

Neden uzun bir ara verdim. Şöyle anlatayım;

Oğluma hatıra kalsın diye başladım blog yolculuğuna. Sonra arkadaşlarımın beslenme, uyku ile ilgili neler yapıyorsun sorularına tek tek cevap vermek yerine yazmaya karar verdim.

Çatır çatır normal doğum yapmış şaşkın ve mutlu bir anne olarak kendimden emin postlar hazırlıyordum kendimce. Sonra Bartu 7 aylık olduğunda bir doktor maceramız ile sarsıldım. Ben bir anneydim ve oğlum için en iyisini yaptığımı düşünürken  oğluma bakamayıp, besleyemediğim kanısı ile yıkılmıştım. İyi bir anne olmadığıma göre kime ne anlatabilirdim ki :(

Hele beslenme ile ilgili ağzımı hiç açmamalıydım çünkü cılız ufak tefek bir bebeğim vardı ve sütümün yetmediği ve iyi besleyemediğim ortadaydı. Bunun ne genlerle ne de oğlumun yapısı ile alakası olabilirdi. Her şey ortadaydı, kendi yesin diye önüne koyup doydum dediğinde de tamam diyerek zorlamayıp rahat bir anne olmamdı sorun.


Gece boyunca uyuyan oğlumu kaldırıp emzirmediğim için tembel ve kötü bir anneydim. Oysa anne olmak fedakarlık gerektirirdi ve ben o istemese bile onu kaldırıp tıkmalıydım memeyi ağzına.

Şimdi ne mi değişti. Birçok şeyi okudum, araştırdım, hata yaptım ve en önemlisi deneyimledim.

Ve bu yazı cesaretini geçenlerde Blogcu Anne Elif Doğanın Anne-baba olmak fedakarlık değil sorumluluktur adlı Seminer notlarından aldım. İlk okuduğumda hüngür hüngür ağlamıştım. Çünkü annelik benim için tam bir çelişki ve karmaşalar yumağıydı. Uzun zamandır gergin, yorgun ve mutsuz bir anneydim. Evet oğlumu her şeyden çok sevsem de ona kızıyor, bazen bıkıyor ve yoruluyordum. Bu da beni kötü bir anne olduğum duygusuna daha çok itiyordu. Mükemmel olmak gibi bir kaygım olmasa da anneliğe hazır olmadığımı ve bu işi kıvıramadığımı düşündüğüm o kadar çok zaman oldu ki :(

Sürpriz gelişen, bol bulantılar ile geçen gebelik ve doğum ile altüst olan hayatıma ayak uydurmaya çalışırken yaşadığım kırgınlıklar ile ruhsal olarak aç kalmıştım birde. Bana hep Anne olmak kolay mı, annelik fedakarlık gerektirir denmişti ama bu arada ben ben olmaktan çıkmış bir robot gibi anne olmaya çalışıyordum.

İlk zamanlar en büyük sıkıntı beslenme ve Bartunun iyi uyumasıydı. Ne kadar uyuması gerektiğini bilsem de emzirmek için kaldırıp memeyi ağzına tıkmaya çalıştım :( Ki bunu bir hafta kadar denedim. Baktım emmiyor vazgeçtim. Ve gece beslenmesine ihtiyacı olmadığını bile bile yaptım bunu. Ve gece herhangi bir nedenle ağladığında yanına gidip kucağıma aldığımda beni itip daha çok ağlamasına neden oldum.

Beslenmeye gelince sütün yetmiyor, al sana hediyem olsundiyerek o zaman piyasaya yeni çıkan bir ürün broşürüne elime tutuşturan doktor ile başlayan kaygı sürecinde yaptığım en büyük hata anne sütüne ek mama vermeye kalkmamdı. Sütüm yetiyordu buna emindim ama yarayıp yaramadığı konusunda şüphelerim vardı. Sekiz ay kadar inat etsem de acabalar ile verdim mamayı. Sütüm vardı, oğlum doyuyordu ama biberon ve mama almış veriyordum oğluma. O kadar zavallı hissetmiştim ki o an anlatamam. Hatta mama ile yetinmeyip birde karbonhidrat destekleri koyuyorduk içine. Allahım hala yazarken kızıyorum kendime. Sütüm olduğu halde, oğlumun hiçbir sağlık sorunu da olmamasına rağmen sırf biraz zayıf diye (ki normaldi) mama verdiğime hala aklım almıyor. Oysa ufak tefek bir çocuk olacağını anne karnındayken biliyorduk. Haa! Bir işe yaradı mı hayır. Anne sütü ile 100 gr alıyorsa mama ve karbonhidrat ile de aynı kiloyu aldı ve hala ufak tefek. Ve bu oğlumu ne sağlıksız yapıyor nede hasta yada engelli. Ki bir gün markette bir teyze kaç aylık diye sorup cevabını aldıktan sonra maşallah deyip, arkamdan da Aayy! Niye o kadar minik, hasta mı? diyerek de beni şok etmişti ki o zamanlar daha da bıdış bir bebekti :)

İlk yılların bir diğer tartışma konusu da Bartunun nasıl giydirilmesiydi. Kat kat giydirip çocuğu pişik yapmak gibi bir niyetim yoktu. Bu konuda ilk ay ev ahalisi ile epey bir tartışmaya girsek de sorunu evin derecesini düşürüp oğlumu kalın giydirerek çözdüm. Çünkü bizdeki uyuyanın üzerine kar yağar inanışı ile 28 derece de olsa illa üzerine battaniye örtme ihtiyacını gidermiş olduk. Hem bizimkilerin istediği Bartunun üzerini örttük hem de çocuk bu hengamede pişmemiş oldu. Ki ben bile lohusa halimle deli gibi terliyordum müthiş rahatladım evin derecesini düşürmekle :D Bu arada çeşit çeşit renk renk örülen yeleklere boşuna emek harcanmış oldu sadece, neredeyse hiçbirini doğru düzgün kullanmadım.

Şimdilerde ise 2 yaşında hızlı ve öfkeli oğlumun hal ve davranışları için suçlanıyor, cık cıklanıyor ve terbiye veremediğim için acınıyorum :( :(


Blogcu Anne Elif Doğanın Anne-baba olmak fedakarlık değil sorumluluktur adlı Seminer notları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder