26 Haziran 2013 Çarşamba

Veee mutlu son!



     Sıra geldi doğum hikayemi anlatmaya. Ne zamandır sabırsızlanıyordum, bir türlü fırsat bulamadım yazmaya. Ki seviyorum anlatmayı çünkü her şey tam da hayal ettiğim gibi oldu. Sakin, huzurlu, kaygısız ve güvenle yaptım doğumu.

     Bir çok şey insanın elindedir aslında. Korkularımız, inançlarımız şekillendirir çoğunlukla olayları. Ben hep doğumun kolay olacağına inandım. İnsanlığın var oluşuyla birlikte kadınlar doğurabiliyorsa ben de yapabilirdim. Kendime, doktoruma ve ekibine de güvendim hep. Korkulara kapılmadım. Normal ya da sezeryan bu doğum olacak bir şekilde. Her iki şekilde de az ya da çok ağrı ve acı olacaktı elbette. Ben hep normal doğum olmasını istiyordum tabiki tıbbi bir gerekçe olmadığı sürece. Ben hep olumlu düşündüm ve güvendim kendime. Tabi doktorunuza da güvenmek en önemlisi. Çünkü gebelik ve doğum benim için çok yabancı. Benim bu kadar cahil olduğum bir konuda işin uzmanlarının olduğunu bilmek tüm endişelerden kurtarıyor insanı. Ki siz ne kadar pozitif iseniz etrafınızdaki insanlar da o kadar rahat oluyor, o kadar iyi yapıyorlar işini. Sonuçta onlarda insan. Ki doktorum demişti senin doğumun kolay olacak diye. Bende "evet biliyorum!" diye cevap vermiştim. Ama sonuçta o doktorumdu ve bana gaz veriyor olabilirdi. Ama hayır daha sonra hastane ekibi ile tanıştım. Onlarda bana aynı şeyi söyledilir. Son olarak da doğuma gittiğimde kontrolümü yapan nöbetçi doktor da aynı şeyi söyledi beni gördüğünde. Güler yüzlü pozitif insanların doğumu kolay oluyor dedi. 
Sonuçta acı görecelidir. Acı herkeste aynı olsada herkesin hissettiği farklıdır. Bu farkı ise sizin kafanızda kurduklarınız belirliyor.

    Gelelim bizim hikayemize! Oğlum Bartu 18 Mart pazartesi saat 10.15' de dünyaya geldi. 16 Mart cumartesi günü rutin kontrolümüzde doktorumuz bugün yarın gelebilir ama "bugün yorgunum bugün gelme" dediğini duyan oğlum kırmadı doktorumu, bekledi. Sakin geçen cumartesiden sonra keyifli bir pazar günü geçirmemize izin verdi. 17 Mart pazar akşam yürüyüşümüzü yapmış üstüne güzel bir akşam yemeği yemiş yatmaya hazırlanıyorduk. Tuvalete gittiğimde bir anda akan bir miktar suyu fark ettim. Bir bardak kadar akmıştı az önce değiştirdiğim pedin üzerine. Şeffaf, berrak ve kokusuz ki ben kendine has bir kokusu olduğunu okumuştum. Ne idrar gibi ne de akıntı gibi. Emin olmak için bekledim biraz. Annelerle ayakta sohbet ederken dinledim kendimi. Evet azar azar sızıntı vardı. Bu gelen suyum olmalıydı. Saat 23.00 civarıydı ve evde herkes oğlumdan ümidi kesmiş yatmak üzereydi. Kimseye fark ettirmeden iyi geceler dileyerek geçtim odama. Eşime galiba suyum geldi dedim. Emin değildim ve beklerken bir duş aldım. Akıntılar artmaya başlamıştı ve  ben doktorumu aradım. Eşimde bu sırada traş olmuş giyinmiş gözümün içine bakıyordu ne yapacağız diye. Doktorum beni hastaneye yönlendirdi. Eşim "sen sakin olursan ben de sakin olurum" diyerek paniklediğinin sinyallerini veriyordu. Sakindim, ağrım yoktu. Annem odasına çekilmiş kayınvalidem ise tam yatmaya hazırlanıyordu ki ben suyumun geldiğini söyledim. Hazırlanmış hastaneye gidiyorduk. Rahat uyusun, paniklemesin diye annemi uyandırmadık evden çıkarken. Ama sonradan bir öpücük bile almadan evden çoktığım için içim cız etmiş pişman olmuştum. Saat 00.30 olmuştu ve biz hastane yollarına düşmüştük. Elimde su mataram (ki doğum sırasında çok işime yaradı, eşimin ağzıma su vermesi kolay oldu) acilden giriş yaptık. Beni hemen sancı odasına yatırdılar ve NST'ye bağladılar. Nöbetçi doktor geldi ve NST'yi bekledi. Aslında önce kontrol etmesi gerekiyormuş ama gelir gelmez beni makinaya bağlayınca bekledi doktor. Daha sonra bir alt kattaki odada kontrolümü yaptı ve açılma 3 cm olmuştu. Suyumda gelmeye devam ediyordu. Doğum başlamıştı artık. Oğluma kavuşacak olmanın heyecan ve mutluluğuyla kalktım masadan. Yürüyebilirim dememe rağmen tekerlekli sandalyeye oturtup öyle çıkattılar beni sancı odasına. Bu sırada eşimde giriş yapmış ve doğum çantamızı getirmişti odamıza. Bundan sonra sancıları bekleyecektik.  Bir taraftan NST diğer taraftan serum ile bağladılar beni yatağa. Ama o kadar sıkıcı ki beklemek ara ara sıkılınca NST'den çıkıp dolandım oda da. Sancıların başlaması saat 4.00'ü buldu. Sırtta adet sancısı gibi ya da böbrek ağrısını andıran bir ağrıydı bu ara sıra karnımda da dolanan gaz ağrısı gibi sancılarda olmaya başlamıştı. Evet beklenen sancılar başlamıştı fakat yavaş ilerliyordu. Bu sırada nöbetçi doktor sık sık kontrole geliyor, açılmayı kontrol edip doktorumu bilgilendiriyordu. Sancılar daha fazla ilerlemeyince suni sancı verdiler. Suni sancı ile sancılarda, açılmada artmıştı. Sancılar arttığında ara ara odanın içinde dolanmaya başladım. Ayakta daha az hissediyordum sancıyı ve sancı geldiğinde de eşime dayanıyordum, o sırtıma masaj yapıyordu ki bu çok rahatlatıyor. İlk zamanlar ağrı ile birlikte titremeler oluyordu, sonra geçti. Bir de o her daim yanan ayaklarım bir türlü ısınmak bilmiyor ve donuyordu. Kat kat çoraplar ve battaniye yetmedi, eşim elleriyle ısıttı ayaklarımı. Ağrılar artıyordu saatler ilerledikçe. Rahatsız ediciydi ama dayanılamayacak gibi değildi. Epidural ile doğuma karşı değildim ama doğum sancılarını ve ağrı eşiğimi de merak ediyordum doğrusu. Bekleyip görmek istiyordum, dayanıklılığımı test edecektim bu fırsat ve dayanamadığım yerde isteyecektim. Sabah olmasıyla açılmada 6 cm'yi bulmuştu. Ben sancıların daha da artmasını beklerken zor kısmı atlattığımı ve bundan sonra ağrının daha fazla artmayacağını söylediler. Bu zamana kadar sadece yüzümü buruşturarak atlatmıştım sancıları. Nöbetçi doktora da epidurali duruma göre isteyeceğimi söylemiştim ve hala istemediğimi görünce de çok iyi dayandığımı söyledi. Zaten bundan sonra yapılacak epidural doğumu yavaşlatır ki buna gerek yok gibi diyerek rahatlattı beni. Zor kısmı epiduralsiz atlattığıma göre gerisini rahatlıkla atlatabilirdim. Kendime güvenim artmıştı. Bu arada mesai başlamıştı hastanede. Doktorum ve ekibi gelmişti. En çok istediğim şeydi doğumun sabah olması. Çünkü insanlar dinlenmiş mesailerine başladıklarında benimle daha iyi ilgileneceklerdi. Sonuçta onlarda insan. Eminim ki bu güler yüzlü ekip hangi saat doğum yaparsam yapayıp hep güleryüzlü olacaklardır ama ben yinede dinlenmiş zinde bir ekip ile olmaktan daha memnun oldum. Ki bir günlük tatilin ardından dinlenmiş olarak mesailerine başlayan doktorum ve ekibi günün ilk doğumunu bana yaptırdılar. Hep şanslıyımdır zaten :)
Evet ekip dinçti fakat 12 saatten fazla aç ve uykusuz ben, yorulmuştum artık. Açılmalar attıkça mide bulantısıda başlamıştı ama midem boş olduğu için yalnızca kuru kuru öğrürmekle yetindim. Yorgunluk arttıkça gücüm azalıyordu ki serumun içine yapılan ağrı kesici imdadıma yetişti. Ağrı kesici sancıları arttırırken benide uyutuyordu. Ama ağrı kesici beni sarhoş gibi etmişti ve güç toplamam için bisküvi ve vişne suyu getirmişlerdi. Ikınmaya gücüm olmalıydı bu nedenle de biraz yemeliydim ama bir bisküviden fazlasını yiyemedim. Sonunda açıklım 9 cm'yi bulmuştu. Doktorum açılmanın 10 cm olana kadar bir saat daha geçebileceğini ve bu sürede sancıların devam edeceğini ve daha sonra ıkınma hissedeceğimi söyledi. Ama bazen arkamı dönüyorum ve hasta ıkınmaya başlıyor dedi. Ve evet doktorum kapıdan çıkmıştı ki ben makatımda bir ağırlık hissetmeye başladım. Evet bu ıkınmaydı ve eşim hemen ebeyi çağırdı. Ebe kontrol etti ve evet ıkınma başlamıştı. Orada nasıl ıkınmam gerektiğini anlattı ve biz deneme yapmaya başladık. Beş altı denemenin sonunda ıkınma iyice artmıştı ve doktorumun gelmesiyle doğum odasına geçtik. Hastanede sancı odasının içinden doğum odasına direk geçiyorsunuz, koridora falan çıkmadan rahatça yürüyerek geçtim hemen doğum masasına. Bu sırada doğuma girecek olan eşimde giyinmiş hazırlanmış heyecanla bekliyordu. Doğum masasına oturup 2-3 ıkınmadan sonra bebeğimin kafasının göründüğü müjdesini aldım. Eşim ise sağ omzumda heyecanla omzumu sıvazlıyor ve bana destek oluyordu. Bir nefes aldıktan sonra bir ıkınma ile kafası çıkmıştı ve son ıkınma ile oğlum doktorun elindeydi. Aylardır içimde kıpırdayan, merakla beklediğimiz oğlum, bu küçük varlık böcek böcek bakıyordu etrafa. Eşim ise kıpkırmızı gözlerle olayın şoku içinde bir bana bir oğlumuza bakıyor gözyaşları içinde beni öpüp duruyordu. Oğlumu hemen yanımdaki masada siler silmez verdiler kucağıma. Yanağı yanağıma değerken hissettiklerimi yazmam mümkün değil. Hani derler ya yaşamayan bilemez diye aynen öyle yaşamak gerek. Bu mini minnacık insancık 39 hafta 4 gündür içimde büyümüş ve şimdi kucağıma gelmiş meraklı gözlerle izliyordu annesini. İkimizde olayın şoku ile bakıştık önce, içimde büyümüş olsa da sonuçta yeni tanışıyorduk. Bu sırada doktorum plesentayı almış ve kesiyi dikmeye başlamıştı bile. Plesentayı falan merak ediyordum, bakacaktım içimden çıkanlara ama oğlumdan gözümü alamadığım için göremedim hiç birini. Bu sırada çocuk doktoru da gelmişti ve oğlumu hemen yan masaya alıp kontrollarine başladılır. Ki hastanenin bu olanağına da bayılmıştım. Oğulumu benden ayırmadan her şeyi gözümün önünde yapıyorlardı. Ve ben bu sırada onunla konuşuyordum ki oğlumda kafasını çevirmiş aylardır sesini duyduğu bu yüze dikkatli dikkatli bakıyordu. Oğlumun kontrolleri benimde dikişim bittikten sonra ikimizi de giydirdiler ve oğlum kucağımda geçtik mavi kurdelalarla süslü odamıza. 
Sancılar ve doğum sırasında eşimden başka kimseyi istemediğim için anneler evde kalmıştı. Eşim doğuma girerken haber vermişti ve biz odamıza girer girmez onlarda geldiler. Gözyaşları, tebrikler, dualar ve maşallahlar eşliğinde başladı asıl zorluk.











ANNE

2 yorum:

  1. Ve mutlu sonn.ne kadar heyecan verici anlatmışsınız.Allah hayırlı ömürler versin ailenize.feyzanincicileri.blogspot.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Feyza Hanım,

      Cicilerinize bayıldım. Benim gibi evdeki her şeyi değerlendiren, Hıı! bunu bi gün kullanırım diyerek bir kenarda saklayan ve sıkıldım, değiştirdim diyen birisini görmek çok güzel. Keyifle takip edeceğim bir blog daha oldu.

      Sevgiler...

      Sil